ŞİİRLER
TERS LALE
Ben her şeyden önce sükûnet ve dinginliğin, gönlümün damağına konduracağı o engin münevver tadı istiyorum!
İçimde bir Leyla Mecnun koşuşturması yok.
Öyle sanıyordum, var zannediyordum. Ama...
Dünya gailesi, nasıl böyle mahrum bıraktı ki?
İçimde Züleyha'nın âhu enine mahbus bir Yusuf da bırakmamıştım.
Ellerim, ayaklarım prangalıydı.
Ancak yüreğim, zindan duvarlarından daha münferid, daha da kasvetliydi.
Kilitlenmiştim. Kör bir noktaya!
Avazım çıkana dek bağırmak, köklerimi ta dibinden koparmak geliyordu içimden.
Fevkalade muhteşem sesler varmış bir yerlerde.
Çok uzaklarda, ama nedense çok da yakında olduğunu düşünüyor,
kendime seslerden kaleler çiziyordum.
Aslında onlardan önce kendimi...
Çehrelerin arkasında bazen feryat, bazen şarap varmış, hahh bir de süt...
Neden sonra yoğun, kesif bulutlar
hep göklerde değil de gözlerimde birikiyor ki?
Neden her şey gri bir tonda, tuzlu ve acı?
Hani, taaşşuk eden bulutlardan dökülen rengin yağmurlar?
Nerede şebnemin dallarına tutunan hayat ağacı?
Toprağın boynuna süzülen,
daimi güneşi taşıyan ışıklar?
ðilðâde, Muş
27 Şubat 2023
03.00
KUZGUN KILICI
Rabbi lâ tezernî ferden...
Lütfen dua et!
Ramak kaldı arza,
yürümek için takat kalmadı.
Artık iki kırmızı da fuzuli,
ben de şarâba meylettim sonunda.
Hayal ettim cennetleri mestane,
yasak iken dünyada sarhoşluk.
Kana susamış rakib,
çizmeye çalışıyor hudud beldeme;
ki ben çoktan süslendim senin şehrine.
Göğsümü yarıp sadağını boşalttı yâr.
Şimdi temrenler birer lâle, tütsü,
birer köz parçası kalbimde.
Annem dualarını benim ezberlediklerimle buluşturunca,
karanlık dehlizler çömeliyor nurunun eşiğine;
sanki dudakları şifa veren Zühre.
Kör aynalar ziyanı göremiyorsa,
onların suçu ki sen, ayan beyan ortadayken!
Gerçekte sen teksin, Rabbi...
“Rabbi lâ tezernî ferden.”
dildâde, Muş
07/04/2023
03.52
MÜTEESSİFEM
Koca bir âlemde ancak kalbimi mekân bildim.
Artık bostanlarda bile koklayacak çiçek bulamıyorum.
Çiğdemlerin, orkidelerin şarkısı eskisi gibi değil; dinleyemiyorum.
Kurtlar artık kuzuları yemiyor.
Çünkü artık kuzular kurtlar gibi giyiniyor.
Güneş bile vasfını kaybetmek üzere, Allah korumasa.
Ilık yağmurlar, kendini vahşice öldüren bir kavim üzerine yağıyor.
Bazı şeyler kutsaldır; kutsal olan gizemini yitirmez.
Ancak o da bürünecek bir kıyafet arıyor.
Tomurcuklar neşeyle kasvetli sabahlara uyanıyor.
Bilgisizce cehaletin ortasında doğuyor.
İhtiyar kökler zikirle, fikirle şad olurken;
uzayan dallar, kaygının elemiyle yapraklarına ağlıyor.
Kahır ve kırgınlıkla ummanlarda kuruyor.
Sisli bir gecede sevgilisini arayanı gördün mü?
Kendisiyle sabah ikindi yağmurları gibi çekişeni?
Denizlerin üzerinde deva arayanı, dalmadan içine...
Açık mavi gökyüzünde siyah maske takan bulutu?
Onlar güneşin kızıl ellerinden tutmuyor...
Pembe yağmurları, şeffaf ormanları gördün mü?
Onları idrak edemeyeni?
Göğsünü ırmak değil, bir hücre yapanı?
Nasıl oldu bilmiyorum.
Şimdi sanki bataklıklar bir insan kapanı...
dildâde, Muş
23 Nisan 2024
16.33
ZAMANDAKİ ESEF YAĞMURU
Ve cılız çiçekler koklar
et ve kemik ve ruh yığınını.
Eşikler göçük,
çekmeceler karışık;
bütün dilekler artık,
gece uyanık...
Sürüler, sürüler;
at sürüleri
kemiriyor dizlerimi...
Ahengi bir şarkının
ateşin yalazında sızıldıyor.
Üfürerek bir rüzgâr son hamlesini
dağlara bağışlıyor
al çehresini...
Kestane saçlarımı okşuyorum,
ruhum yağız atlara binsin diye.
Külfeti yalnızlığın
acımtrak.
Ve dehşeti muhabbetin,
süs biberi —
birikiyor,
birikiyor...
Gıpgri bir hengâme.
Gel ey cellât,
vur o elleri...
Beden yük taşıyor,
gönül daha fazlası.
Bir atın kirpikleri
yelesini yaralıyor.
Bir meyve
ağacın dalını incitiyor.
Işıklar geceyi,
gece güneşi;
bir sokak kuytuyu,
bir kuytu
vehimde olanı.
Bir geçmiş, anı.
Bir red, dileği.
Bir gözyaşı, tebessümü.
Bir sevinç, hicranı.
Bir suç, sevabı
incitiyor...
Mevsimler beni,
ben seni incitiyorum.
dildâde
Muş, 17 Eylül 2024
00.00
GÖNÜL AYDINLATAN SEVGİLİ
Kalbimden kalbine açılan yollar özünü keşfeder.
Kalbimden akan bir ırmak, fedaisidir güllerinin.
Gözlerimin menzili gözlerindir; neden kaçırıyorsun?
Suskunluğum senin, izzetim senindir.
Bir kuş yalnızca vurulduğu zaman ötmeyi terk eder.
İşte kelimelerim senin, ötüşüm senindir.
Bulutlar bir güruh halinde toplandı.
Bir yeis dalgalanıyordu ortalarında.
Rüzgâr neşe çiçeklerini savurdu.
Bir seyis dolaşıyordu at sırtında.
Dağlar kendi göğsünü oydu.
Döküldü taç yapraklar lale ovalarında.
Şimdi şefkat senin, rayiha senin, kamçı senindir.
Ateşlerin yaktığı bir bozkır gibiyim.
Şahikalara yükselmiş kartallar gibi yalnız.
Buzullarda eriyen ilk damla gibi, okyanusun ıssızlığında.
Şimdi muştu senin, yuva senin, girdap senindir.
Esrik bakışının ardında, hürriyetini kaybetmiş bir köle gibiyim.
Aynı zamanda saltanat elbisesi giymiş bir azade.
Katlanmış hüznümü ellerinle okşa ki,
başka bir tabip bulamayacak gibiyim.
Şimdi sened senin, ferman senin, deva senindir.
Yıldızları dökülmüş çırılçıplak bir gece.
Balıkların şehrine düşmüş yekta bir mercan gibiyim.
Hüzne hicret eden, suyunu yakan,
uzlete çekilmiş bir ravza gibiyim.
Zengin bir ışık bekliyorum.
Zengin bir ışık; sabah şebnemleri gibi,
güneşin kulları ayçiçekleri gibi,
turna kuşları gibi büyüleyen ve
kanatları altında sürurla gelen,
namütenahi bir ışık...
Cânân suretinde.
Şimdi yadigâr senin, vuslat senin, doğmak senindir.
Daima hatırımda tuttuğum o mahmur bakış
yumuşatır bütün evreni.
Aydınlık gecelerin çerağıdır.
Göğsümde taşırım o dideleri.
Şimdi âteş senin, güzellik senin, sonsuzluk senindir.
dildâde,
Muş, 2024 Kasım
"Bu şiiri, efsane prens dizisi oyuncusu Jumoong’u arayan kadının ‘Yesoya’ anısına yazdım; eşini ararken duyduğu esef duygularını yansıtmaya çalıştım.”
YÜREĞİMİ SANA HASRETTİM
Dalgın dalgın dolaştım şehirlerde;
yoksun diye parelendi dağlar feryat figan.
Bir muamma içreyim denizlerde;
aksın diye narelendi yüreğim, neredesin?
Kupkuru soğukta adını ilân ettim;
kerem edip yolunu gösteren olmadı.
Sırrı ayan eder diye bir arslanı takip ettim;
yükseklerde mi uçar haberin, neredesin?
Gül kokusu sürünüyordu genç kadınlar,
kapıda işten dönen kocalarını bekleyerek.
Bırakın yitiği olan kadınlar ağlasınlar;
hançerlere mi değdi kanın, neredesin?
Felaketler vahim hâlime aşkı getirdi;
saba rüzgârı hani hafifti, hüznü getirdi.
Her sabah böyle mi başlayacak sancılar?
Set mi çektin gözlerime, neredesin?
Duydum ki neşeni başka yâre vermişsin;
aşk meydanında bensiz yenilmişsin.
Görkemli bir düğün hazırlatmışsın;
doğuda ölüm var, güneş doğmuyor… neredesin?
dildâde
Muş, 26/09/2025
"Bu şiiri, Eski Joseon ülkesindeki Joseonluları Çin’in esaretinden kurtarıp bağımsızlıklarına kavuşturmayı ve yeni bir ülke kurmayı hedefleyen kahraman Hemosu’nun, Hambek liderinin kızı Yuva’ya duyduğu aşkı ve hürriyet arzusunu anlatmak için yazdım.”
ÜSTÜN KALPLER VE AŞK
Yaralı bir şahin yaklaştı nehrin kıyısına;
belirsiz bir hayal ve düş değildi oysa, Yuva.
Bir amaç uğruna gerdi yayını Hemosu;
bu dağlar Joseon'un, bu ovalar… Unutma beni
Tam on beş şahin yeryüzünde uçtu;
on beş kahraman için meşale yakmak suçtu.
Emir verildi, dağ geçitlerinde pusu kuruldu;
Hemosu sol göğsünden vuruldu… Unutma beni
Gözlerimi oydular, göğsümde bir yol açtılar;
kralın heyeti, gayemden cayarım sandılar.
Kılıç darbesi, ok ve mızrak ile bütün araçlar,
kahkaha ile irademi devirmeye çalıştılar… Unutma beni
Bir giz düştü aramıza, hazin şimdi zaman;
ölüm korkutmuyor beni; ayrılıklar yaman.
Gözlerim görmese de, vasfına hayallerim hayran;
ıstırabım sana ve Joseon'a… Unutma beni, Yuva
Son buluşmamızda leylak kokunu aldım;
bir ışık gördüm, sanki onu cennet sandım.
Yuva, çocuğumuzun adı Jumong olsun;
Jumong, bağımsızlığını amaçladığım Joseon'un kralı olsun.
dildâde
Muş, 05/10/2025
MİMOZA ÇİÇEĞİ
Bütün benliğimle eteklerine eğiliyorum, Allah’ım.
Keder bana dokundu;
mimoza çiçeği gibi içime kapandım.
Halbuki üveyik kuşları gibi
ovaları dolaşırdım.
Şimdi ay çiçekleri gibi
benzeriyim dolunayın.
Sadece alacakaranlıkta
âlem bana, ben âleme aşina olurum.
Sadece alacakaranlıkta
yükselir eşsiz hissi kokumun.
Toprağın yumuşaklığı
köklerime sarılınca
sözüme sadık kalırım, Allah’ım.
Gözlerim güzeldir benim;
baktıkça büyülerim,
büyüledikçe kendime doğru çekerim.
Zarif entarimin altında
boynu bükük bir hüzün perisi var.
Işıklarla dans eden
bedi papuçlarım var benim.
Amber kokumu sürünür,
bir söğüte yaslanırım.
Dallarına bir öpücük kondurur,
yapraklarında gözyaşı dökerim.
Şimdi iklim yalnızca
söğüte gülümsüyor
ve içimde kaç tane söğüt büyüttüm,
bir bilsen…
Kaç kere yalnızlığı
seninle def ettim, Allah’ım.
Her taraftan
sam yeli gibi esintiler esiyor;
eriyor buzları kederimin.
Kudretin kaynağı ölmedi, biliyorum;
ben papuçlarımı
bu uğurda eskiteceğim.
Şimşekler yarsa da göğsümü,
ben yağmurlar için
daima raks edeceğim.
Yoksul zümrütler gibi
zenginliğimi unutmayacağım.
Unutmayacağım
ensemde çağlayan şelaleleri.
Saf, duru gökyüzünde
bir pencere açılacak;
oraya uzanan merdivenle, Allah’ım,
sana geleceğim.
dildâde
Muş,2025
______________________________
✅️ Buraya kadar worde kaydedildi
Yorumlar
Yorum Gönder