Bir Maşuğ'un günlüğü
Âhûnigâh /Rukiye Suna
Merhaba dolunay...
Günlerden 5 Ağustos salı , yine soluksuz bir şekilde acı çekiyorum.. Bugün iki elimle kendimi boğmak istedim ama yapamadım. Acı üstüne acı... Kıvranıyorum ... Acaba bu gece uyuyabilecek miyim ??? ACI... tuhaf ama yıpratıcı.
Akşam evde sıkıntıdan patlayacak gibiydim.
Ayşeyi aradim "Hadi gel" bir soluklanalım. Çıktık parka doğru gittik. Oturup muhabbet ettik. İçi doluydu Ayşe'nin anlatmaya başlayınca gözleri doldu. Sanki bütün renk cümbüşü kirpiklerinde oynuyordu. Çünkü benim dostlarım hepsi rengin kuşlar gibidir. Benim dostlarim yağız atlar gibidir güçlü ve bir o kadar çekicidir. Ayşe anlattıkça ırmaklar akmayı bırakıp durgunlaşıyordu, sanki hüznü mırıldayan kumru kuşları gibiydi. O an gözyaşlarını öpmek istedim ve bütün sıkıntılarını göğsünden çekip almak istedim. Acılarıyla örselenmiş kalbini sükunete erdirmek istedim. O benim Ayşem baş tacım. Yine ben sayfaların yalnızlığını büyük bir gürültüyle bozuyorum. Sayfalar yalnız kalmamalı. Ayşe otuzunun baharında ben ondan 2 yaş büyüğüm ve biz birbirimizin halili, dostuyuz. Biz ruhumuzla birbirimizi tanımışız. Ayşemi beyaz incilere benzetirim, inci çiçeğin'e , zambaklar'a, ırmaklar'a, nilüferlere karlı dağlara ve kardelenlere....
Ayşem yapraklar gibi dökülünce sustu ve gözlerini gökyüzüne kaldırdı..
O anda ben de ona dedim ki ' Geçti ' Geçti Ayşe
Artık otuzdan geriye gitmeyeceğimize söz verdik.
Durgunlaşan ırmak akmaya devam etti.
Usulca yürüdük önümüzden akan ırmaktan atladık karşı tarafa..
Günlüğüm.......
Silvan'a doğru yola çıktık.
Yolculuğum sırasında ; küçükken yolculuk yaptığım anılarım canlandı hayalim de.. Evet bir zaman bu yolları küçük bedenimle aşardım. Şimdi büyüdük yollarda bir takım değişiklikler oldu. Bende değiştim, zaman geçtikçe değişeceğim. Kendimde unutmamam gereken hüküm, değişeceksin ve kainatta kalbinle dengeyi kurmak adına değişeceksin.. Tomurcuğun güle dönüşme macerası gibi.. begonyalar gibi , kasımpatılar gibi .. Değirmende öğütülen un gibi, Ormanlar gibi mevsimlerde renk değiştiren..
Değişeceğim çünkü bu alem' e biri geldi.. Ve dedi ki;" Ben üstün ahlakı tamamlamak üzere gönderildim."
Zatı pak ve âli olan Yüce Rabbim'in O Şanlı adıyla.
Selam...
Silvandan dönüyoruz.. Memleket'e♡♡
Muş'un havasını başka hiçbir yerde solumadım.
Tatlı bir havası var. Neşe doluyor içime çekince. Evet bilmelisin Muş benim memleketim.
7 yaşında Muş'a gelmiştim. Muhammed de 6 yaşındaydı. Aramızda 14 ay var. Evin büyüğü benim. Sırasıyla Ben , Muhammed Nur, Enes, Büşra, Şüheda, Meryem..
Meryem benim gözbebeğim, yürek kuşum , sırtımı yasladığım dağ.. Enginlerde bir çiçek..
Meryem yüreğimdeki rahmet taşından akan billur bir nehir. Benim için yaz ayında batıdan esen rüzgar , o denli rahatlatıcı..
Meryem , mütevazi , akıllı, hayalı ve utangaç, dikkatli ve bir o kadar merhametli duygusal kardeşim. O bir başak, görüp görebileceğin en nadide insan. O bilge.. Ve zühd ehli..
Muhammed Nur oda göğsümde , derinlerde..
Muhammed ve Meryeme duyduğum sevgi ilahi boyutta. Hangi yöne kıvrılırsa kıvrılsın, sonunda daima dik ve muntazam durur o sevgi kalbimde..
Muhammed Nur Şefkat ve kerem ehli bir kul, Muhammed yeryüzünde ışıyan bir Nur, Hak ve Hakikat yolcusu. Doğruluk ve erdemin en parlak örneği. Muhammed Kainatta bir yıldız. Onu incitene Allah gücenir. Onun kalbi ud'un tellerinden daha ince.Eğer bunu okuyorsan onu hiçbir zaman incitme..! Ey Alemler, Ey dünyanın uluları , Ey Halk, Ey benim sevdiklerim.. Beni incitin ama asla onu incitmeyin!...
Yine rahatsızlığım baş gösterdi. Yine sabredeceğim.. Aliye hocamız bize gelmişlerdi. Hoş sohbet ettik, bir kaç şiirimi okudum. Hastaliğimla alakalı bazı sıkıntılarımı söyledim. Sonra "bunların hepsi şeytandan birer vesvesedir. Rukiyede cevher var ama şeytan ona vesvese veriyor dedi."
Haklı, daha henüz en küçük bir zevkimden bile vazgeçememişken ne büyük arzu ve temennilerim var Rabbim'den. Özür dilerim Allahı'm çok ucuz sannıdığım cennet için, karşılığında sana bir şey verememişken. Tatlı hayatın çekiciliği başımı döndürmüşken. Özür dilerim.. Yuttuğum onca kitabın hakkını verememişken. Allahım beni nimetlerinle imtihan ediyorsun. Ne olur Şükreden bir kul olayim..!
Silvan yolculuğumuzda köye'de uğramayı ihmal etmedik.
Köy, bir senenin üzerime yüklediği ağırlıkları attığım yer. İlkbahar aylarında genelde giderim bazen yalnız, bazen annemlerle.. İlkbahar ayında yeşil kaftan giymiş kızlar gibidir. Çiçekleriyle rengarenk böcekleriyle eşsizdir. Dedemlerin evlerinin karşısında bizim tarlamızın da bulunduğu bir dağ var. Badem ağaçları var orada, yine söylüyorum !. Gökleri kadar yerleride meşhurdur köyümün. O dağdan köy manzarasını seyretmek nefes kesicidir.
Ben küçükken ninemin bir sandığı vardı. Ninem o sandıkta biriktirdiği bademleri bizlere verirdi. Badem o zamandan bu zamana kadar hayal dünyamda ayrı bir manası var. Badem, elma, mandalina benim hayal dünyamdaki anlamlar.
Dedemin küçüklükten kalma bir rahatsızlığı vardı.
Beynine giden damar tıkanıyordu. Denildiğine göre onbeş yaşında köpek saldırmış ondan böyle bir rahatsızlığı varmış. Bir ara abisi çok kötü dövmüş. Ondan olma ihtimali de varmış rahatsizlığının. Hüznümün bir parçasıdır dedem, dedem yıllarca bu hastalıkla mücadele etti. Hiçbir zaman isyan etmedi ve usanmadı. O çok inanan kamil bir mümindi. Bir keresinde televiyonu açmıştık. O da " Kapatın o latin'i" diye bağırdı. Televizyon'dan hoşlanmıyordu. İçine günah kaçmış hiçbir kutudan hoşlanmıyordu.
Dedem bir keresinde rahatsızlanır. Rahatsızken aklı başından gider ne yaptığını bilemez dedem. Silvana gider ve oradan köye dönmek için bindiği arabadan iner. İner ve gider. Ama nereye gittiğini bilemez. Bir nehrin içine düşer ve akıntıya tam kapılacakken, şeyhinden himmet ister ve şeyhi elinden tutar onu kurtarır.
Tam üç gün boyunca aç kalır ve otları yer. Rabbim o kadar hüzünlüyüm ki o kadar kederliyim ki dedemin hüznüyle kalbimde kor halinde bir gam var. Rabbim yılarca çekmiş olduğu o sıkıntılarının ecri ve mükafatını ver.
Dedem namazlarını itina ile kılardı. Bir abdest alışı vardı, sanki melekler hâleler halinde etrafını sarardı. Benim hayal dünyamda "Su ibriği'nin de
ayrı bir yeri var. Dedemin su ibriği benim için amber ve yakuttan daha değerlidir.
Dedemin yanında hiçbir eşyanın önemi ve değeri yoktu. Yalnızca bir tesbihi ve bir ibriği vardı. Bir de ibadetlerinde takatten düşmemek için yediği ayrana katılmış ekmeği vardı. İki odalı topraktan bir evde gönül dolusu misafiri vardı. Misafirperverliğiyle babası Hacı Süleyman gibiydi.
Her sene yaz ayında dedemle Hasibe ninem'in evine giderdik. O zamanlar daha henüz sabiydim.
Toprak evin içindeki pencere önü genişçe bir betonla kaplıydı. Oradaki karıncaların rızık arayışını seyreder vaktimi o pencerenin önünde geçirirdim. O zaman da bir sevda meydana geldi içimde " pencere önü " sevdası..
Doğuştan aşık ve hayranlık ile doğmuştum.Güzel bir an olsun, hemen o ana hayranlık duyardım.
Doğuştan güçlü iki kanadım vardı. Beni kurataracak olan işte bu iki kanattı.
Toprak evin bir mutfağı vardı doğrusu biraz ürkütücüydü. Orta koridorun arka tarafındaydı. Bir keresinde akrep çıkmıştı. Bende korkmuştum.
Küçük Halam Melek, küçük tüpün üzerinde kendine kızarmış salça yapardı. Yemek seçtiği için herşeyi yemezdi. Birlikte afiyetle salça yerdik.
Kent meydanında her cumartesi Filistin için yatsı namazı kılıp, dua ediyoruz. Gazze İsrail'in kuşatması altında yaklaşık iki yıldır süregelen bir çatışma ve milyonlarca şehit. Milyonlarca çocuk şehit. "Allahım herşey senin için herşey sadece senin dinin için" Sen onların sabrına ve tevekkülüne şahitsin..
19 Eylül 2025 ... "Bilincimi ve etteki ritmini sana veriyorum
içinde zayıflığımın korlaştığı ateşleri sana veriyorum
prangalı mahkumları sana veriyorum
bataklığı sana veriyorum"
(Frantz Fanon)
Çocukluğumun alnındaki derin çizgileri sana veriyorum
Hayatımdaki tüm rezilliği, hoyratlığı sana veriyorum
Süslü elbiselerimi , gerdanlığımı, etnik desenli küpelerimi sana veriyorum
Bütün yaz aylarını sana veriyorum
Düştüm ve kalktım, bütün haykırışlarımı sana veriyorum
Dumanlı bütün dağları sana veriyorum,
Rüzgarlı bütün ovaları da
İşte böyle birgün, bitmeyen baş ağrıları.. Gerginlik ve dev gibi iç sıkıntılarım. Hiçbir zaman bitmedi. Ama Allaha hamd ile onu tesbih ederim.
Üzerime koyu renkli bir at gibi çöken ağrılar. Gayet sinir bozucu acılar içerisindeyim.
Sabrımın göklere çıkmasını umuyorum, beni orada duyan biri var.
Beni yıpratan bu düşüncelerin birgün beni terkedeceğini umuyorum.
Çünkü insanda nisyan olmasaydı bu kaygı uçurumundan boşluğa düşerdim.
İki kaburga kemiğinin arasında sıkışıp kalmışım. Nedense şimdi öleceğimi bilsem, kederimi gam pazarında satmam. Ne mümkün bu derin hülyaların arasından sağ çıkabilmek. Böyle düşünüyor bazen anlamsız bir şekilde metaneti elden bırakıveriyorum. Oysa tüm namazlarımda O'na sarılıyorum. Bütün dualarımda avuçlarıma sarılıyorum. Ne zaman haykırmak gelse elimdeki bütün çalgı aletlerini bırakıyorum. İlahi nağmeler işitmek istiyorum.
Nedendir bilmiyorum. Kendime küsmeyi öğrenememişim. Bunca iz bırakan yaraları sürekli onarmaya çalışıp, kendimi unutulmaya mahkum bir zindan suçlusu gibi terk etmiyorum. Belki bazen kendimi yadırgamış olabilirim ama asla benliğimi bir başına bırakmadım.
Küçücük bedenimle arşa meydan okudumsa beni affet!.
Öyle iyi anladım ki yalnızca bir nutfeyim..
Daha henüz beşikte bir bebeğim,
Öylesine aciz, öylesine muhtaç,
Bir zerreciğim ki arşa gebeyim.
Bir kırıntıyım dağılması kolay, toplaması zor..
Ben kuruntularla erimiş bedenimi nasıl toplayabilirim söyle?!
Söyle mizanın hangi kefesindeyim?!
Ötmeyi unutmuş bir kuş gibi kafesteyim..
Ruhumu kemiren o hileli maymumunu nasıl oyuna getirebilirim söyle?!
Sırılsıklam kahr okyanusunda hangi limana sığınayım ?
Hangi gemiye iltica edeyim?
Çok sıkıldım tatlı sözlerle başkalarını baştan çıkarmaktan..
Çok sıkıldım yeryüzündekilere rol oynamaktan.
Umudum yeryüzünde ayrılmış olan katrelerimi ummanda bir araya getirmek.
Sanki ruhum emilmiş. Ve ben artık taştan bir heykelim.
Susmaktan da yoruldum , koşmaktan da.
Düşündüm taşındım, sefere çıkmaya, izzetimi ve şerefimi sineme bağlamaya.
Darmadağın olmuş zihnim için dua sana..
Göğsümde oyulmadık yer kalmadı bununla birlikte içimde volkanlar patlamakta.
Güpegündüz ortası karanlıkta kalmış ruhuma bir zırh giydir.
Ellerim huzurunda, kendine bağla.
Işıklar yak yolumu aydınlat..
Artık konuşmaya mecalim yok bana gökten kelimeler ile gel..
Aşkın ile gel.
18 ekim 2025 / selam, Farsça kursuna başladım. Sana söylemek için yazıyorum. Bugün mahzunum. Dün geç uyudum ve keder beni hüzün yumağına çevirdi. Acaba dedim, uyumadığım her saat benden intikam mı alıyor? Benden canımı mı istiyor.Geceyi yalnız başına bıraktım diye mi bu kötürüm duygular. Gecelerin öfkesi benden ne istiyor. Artık saçlarımı geceye benzetmeyeceğim. Artık kimseye gelincik çiçeklerimi anlatmayacağım.
Bana hain tuzak kuran bütün nazarlardan ufkun en ücra köşesine sığınacağım. Tam anlamıyla Allah'a teslim olacağım. Ve teselliyi yalnızca ondan alacağım. Kıyametin asla kıyamet olmayacağını bir düşün. Cennetleri tehayyül edip bu gece uykuya dalacağım.
Cennetleri tehayyul edip bu şeb uykuya dalacağım...
İftihar ediyorum seninle, tahtından dökülen bütün mücevherleri göğsüme kolye yapacağım. Nurundan alevlenen insanları tutup onlardan senin sedanı işiteceğim. Aşk ve hüznün hoyrat darbeleriyle nasıl mücadele ediyorsa bir derviş, bende bir derviş gibi giyinip sonra soyunacağım. Kalemi ve kağıdı asla terk etmeyeceğim. Göğsümü kalem için hokka yapacağım. Mektebi aşkta düsturumu bozmayacağım. Mühlet verilen ömüre bir ağaçta ben dikip, gölgesi altında sefa edeceğim. Amma ancak belli bir vakte kadar.
Dedim ya hüzün bizim kimyamızı bozmaz, çünkü biz aşk ehliyiz. Buna alem dayanmaz.
19 ekim ekim pazar/ Benim kıyametim ölümümden öncedir. Ey geçmişin kutlu ecdadı,gelin halime yas tutun. Tutun ki artık kalemin mürekkebi tükendi, defterimde varak kalmadı. İçimdeki çiçekleri kemirgen böcekler yiyorsa ben ne yapmalıyım? Yaz ayı cehenneme dönüşüp mehtabımı yakıyorsa ben ne yapmalıyım. Azgın kurtlar gibi dişlerini beynime geçiriyorsa düşünceler ben ne yapabilirim? Yastayım Ey Aseman. Gözlerimin yaşının tam içerisindeyim. Boğulmak üzereyim kupkuru toprağın içinde.Toprağın altındayım; Uyumak üzere yastığa başımı koyarken; sanki yılan zehrini zerk eder aklıma, beynime.. Kurtulmalıyım artık çılgınca feryatlardan. Ağuşuma muhabbet koymasaydı Mevlam, belki o gece hiç uyumazdım. Ama gözlerimi yumdum ve rahmeti emdim. Emdikçe doydum. Doydukça coştum.
Ey aseman bütün ecramı al da gel.
Gel ki karanlık gecelerime nur insin..
Sana perişan defterler sunacağım Allahım.
Perişan olmuş, acıklı bir hikaye sunacağım..
Ancak beni bulup kellemi getirene vaadlerde bulun..
Çünkü senin için feda olmayacaksa bu gönül bu beden yalnızca değersiz bir torbadır.
Eğer gönlümle ve bedenimle senin için birşeyler yapamayacaksam hiç bir paha etmez.
Şimdi başımı yastığa koyacağım, siz yastıkla eğlendiğimi düşüneceksiniz. Halbuki tuzlu gözyaşıylarımla kaç kılıf eskittiğimi siz bilemezsiniz ancak ben bilirim.
21 Ekim 2025 / Bismillahirrrahmanirrahim..
Ben Âhu yengeç burcundayım.. Mehtabın gümüş suyuyla yıkanmış.. Gece perisi, Rahmetin, merhametin kucağıyım. Gecenin büsbütün ışığı, sevginin öz kaynağını yudumlamış, sevgi dağıtanım. Suretim neşe ve sevgidir. Göğsüm merhamet deryası, yalnızların uğrağı. Şefkatle kalbim sekinete kavuşur. Ellerim okşayınca yumuşacıktır, göğsüm yaslanınca birisi, koca bir limandır.
Daha dün sana ye's dolu varaklar sunmuştum.
Kendi sinemi dağladığım gibi seninkini de dağlamıştım.
Yakmıştım bütün ecramı, bütün didelere katreler akıtmıştım. Boyamıştım bütün geceyi kan rengine. Sonra da usulca çekilip geriye kendimi izlemeye koyulmuştum.
Bunca hezimetin altından nasıl doğrulup bir çınar gibi nasıl sertleşirim diye düşünmeye koyulmuştum.
Çiçeklerin içinden su nasıl çekilip kuruyorsa bende solmuştum.
İçimde akan son damarın nasıl pıhtılaştığını düşündürmüştüm sana.
Ortada utanılacak, sıkılacak, dert edilecek bir şey yok oysa..
Ama nasıl oluyorsa kuşların cıvıltısı ortasında birisi bir el ateş ediyor,
Nasıl oluyorsa hepsi birden dağılıveriyor.
Evren genişliyor ama benim göğsüm daralıyor.
Felekler halime ağlıyor.
Böyle olmaz, olamaz böyle bitemez hikayem diye düşünmeye koyuldum.
Bugün iş yaparken tasavvuf kapısı adlı kanalda sanki benim için planlanmış bir sohbet dinledim.
Beyni dolduran düşüncelerden nasıl kurtulunur? Adin da bir konu dinledim,
resmen içime aktı. Şöyle diyordu;
Üç şey, yalnızca şu üç şey aklın ve nefsin dizginlerini ele aldırır.
Birincisi: Davranış zikri ( Davranışlarında hakkın rızasını gözetmek duygu ve davranışlarında Hakkı razı ve memnun edecek biçimde davranmak ).
İkincisi: Namaz, ( Abdest ve namazın önemine vurgu yaparak,namazın düşünceler üzerindeki etkili tesiri).
Üçüncüsü; Murakabe ( Yaşamında her ne ile olumlu, olumsuz karşılaşırsan karşılaş Allah'ın takdirine boyun eğip teslim olmak, herşey için Allah'a teşekkür etmek.)
Günün ortası ikindi vakti yaklaşmiştı. Döndüm tesbihi elime aldım. Zikrimi çektim ve murakabeye oturdum. Düşündüm, düşündüm hiç sıkılmadım. Allah'ı düşünmek karanlığa bürünmüş yıldızlarıma ışık oldu.
Artık bundan sonra bazı şeyleri iyileştirmeyi düşünmek yerine Allah'ın takdir eden kudret ağzından dökülen hiçbir hükme karşı gelmeyeceğim . "Lutfunda hoş kahrında hoş" demek bir erdem meselesidir. Lutfunla coşup kahrın geldiği zaman ümitsizliğe bürünüp, razı olamamışsam ve bu şekilde seni incittiysem beni bağışla. Bağışla çünkü affın da hoştur.
27 Ekim 2025 / Acaba herşey eskisi gibi olacak mı? Geriye dönmek istiyorum sadece herşeyin normal olduğu o günlere.. Gerçekten bir insan olduğumu düşündüğüm o günlere. Sanki şimdi bir yaratığa dönüşüyormuşum gibi.. Çünkü artık herşey çok farklı. Çünkü yapabileceğim şeyleri yapamama düşüncesiyle boğuşuyorum. Cesaretimin nereye kaybolduğunu. Geriye dönmeyi isterken şuan yapamadiklarım için. Yoksa asla geriye dönmek istemem. Bazı travmalarım var onları burada anlatamam bunu yalnızca benim bilmem yeterli. Gemişe şöyle bir dönelim anlatabileceklerim var; Ben henüz 11 yaşındayken Elazığ'a kursa gitmiştim. 11 yaşında küçücükken. Ama oradaki günlerimi unutamam. Mum ışığında ders yapardık. Kursumuzun resmi olarak açılması yasaktı.Bizde varlığımızı gizlemek için ışıkları kapatırdık. Mum ışığında ders yapardık. Şöyle bir düşünüyorum da gerçekten feyizli ve maneviyat doluydu. Huzur vericiydi. Orayı unutamam bana kattığı şeyleri. Mumlar erirdi bende tekrardan mumlar'a şekil verip içine ip koyardım bunu fantezi haline getirmiştim. Her zaman uğraşacak birşeyler bulurdum. Gerçekten sevimli ve kıpır kıpırdım. Uslanmazdım tabi birazda inatçı. Bu halimi sevmiyorum ama umarım törpüleyebilirim kendimi.
Halamın kızıyla gitmiştim Amine halam'ın kızı Sümeyye . Zavallı kızcağız'a zindan etmştim hayatı. Onun başkalarıyla zaman geçirdiğini görmek beni çatlatıyordu. Adeta kıskançlıktan boğuluyordum. Sevdiğimi paylaşmak bana zor geliyordu. Orada sevgimi paylaşacak başka kimse bulamadığım için ona bunu yaşatıyordum. Seni üzdüysem beni bağışla Sümeyye:( .
Kursun dört küçüğü vardı. Ben,Melike,Semanur, Rahime küçük olduğumuz için bizi Sakarya'ya hafızlığa gönderdiler. Sonrada hafızlık maceramız başlayacaktı. O günleri o nefes kesici günlerimi sana başka bir gün anlatacağım.
Hala rüyamda gördüğüm ve o rüyalardan kurtulamadığım o iki kişiyi anlatacağım.
Yalnızca seninle konuşuyorum beni dinleyen sana; Ne olur artık bazı şeyler değişsin ne olur.
Genzimde özgür olamamanın acı kokusunu hissediyorum.
Yağız atlar gibi özgür olmak istiyorum
Annem gibi , kardeşlerim gibi, çiçekler gibi özgür olmak istiyorum.
Gökkuşağı gibi , zarif kumrular gibi
Rüzgar gibi, yağmurlar gibi...
Eşsiz olmak istiyorum, gökler gibi, yıldızlar gibi, ay gibi, güneş gibi çocuklar gibi..
7 kasım 2025/ Allahım dilimden isyanı, kalibimden nisyanı al. Beni bir başıma yapayalnız bırakma.. Amin
9 Kasım 2025. Selam… Yarın Ayşe’nin nişanı var. Sabah uyanıp onu kuaförden alacağız. Arkadaşımın en mutlu günü… Dualarım onunla. Farsça kursunu bırakmayı düşünüyorum. Çünkü benim gaz anca buraya kadar yetti. Buraya kadar gelebilmem bile bir muamma. İçimde çöreklenen iblisi bir türlü ezip geçemiyorum. Artık hüzünlü değilim; hüznün de ötesinde garip bir haldeyim. Şu an halime acımaktan başka bir şey yapamıyorum. Duayı elden bırakmıyorum tabi. Ama sanki beynim zehirle dolmuş, gökyüzü kararmış gibi… Tuzlu bir denizde boğulmak gibi. Sanki fırtınalar beni bir o yana, bir bu yana savuruyor. Sanki iblis çürük dişleriyle bana gülümsüyor.
Allah’ım, benim bilmediğim o kadar şey var ki… Olayların arkasındaki hikmetleri senin bilmen gibi. Nedendir bilmiyorum bu olanlar. Ama sen her şeyin künhünü, gizemini biliyorsun. Her şekilde ben yine sana geleceğim. Ancak özgür kuşlar gibi cennet semasında uçacağım güne öylesine hasretim ki… Madem bu fanilik yurdunda huzur yok, öyleyse sen beni kuşat, beni bana bırakma. Bir iyilik istiyorum semalardan. Lütfen yağmurunuzu eksik etmeyin.
Yabancısı olduğum bir dünyanın gailesi içinde derin teessürler yaşıyorum. Aşırılık duygusu, öz benliğimde yenilgiye uğramış bir atın sefil çığlığını bastırıyor. Sanki bütün âlem bir araya gelmiş, benim için yas tutuyor. Yaratılmış bütün mucizeler arasındayım; hoyrat yangınlarda eriyor kalbim. Aklımla delirmemek için iltica ediyorum sana. Sen ki bakîsin…
Aslında kar tanesi de yalnızdır; ta ki gökten yere düşene kadar. Bazen bir fitne seni olgunluğa eriştirir; bir fitne seni uçurumun kıyısına getirir. Sen atlayacakken, bir neşeli sima senin ellerinden tutar. Onun gözlerine kilitlenir bakışın; o bakış seni kurtarır. Bütün kederin, öfken kaybolur. Kaybolur tüm meşum duygular; hepsi kara bir duman olur. İniltiler hafifler; erişirsin şahikalara. Uçarsın kartallar gibi… Atlar gibi koşar; nehirler gibi çağlarsın. Ufukta yekta yıldızlar beliriverir… Unutursun işte o anda her şeyi.
06/ 01/ 2025
Dildade
Rukiye Suna
BU ŞİİRDE VEZİN, AHENG BOZULDU
Allahümme Ya Rab. Ey sekinetin sahibi yüce Allahım, gönlüme sükûnet ver. Canım yanıyor. İçim harap evler gibi. Beynimdeki ağrılar taştı ve artık yolunu şaştı. Söyle Rabbim, ben nereye gideyim? Kime gideyim? Bu diyardan firar mı edeyim? Nereye kaçmam gerekiyor? Kimin elini tutmam gerekiyor? Izdırap içreyim; sanki bir kuyunun dibinde yılan zehri içmekteyim.
Allahım, dayanıp kahrına, boyun büküp sana teslim olmak için bana eşsiz bir sabır ihsan et. Çünkü benzeri görülmemiş çileler içreyim. Allahım, bana ülkenden teselli gönder.
Biçareyim!
Hüznün, kederin elinde bir başınayım. Ben seninle pürşâdım. Gönder bana Allahım didelerini, ellerini..
Perperişanım; göğsümde kabaran cerihalar var.
Bu yaralar hibedir Allah’tan. Âlem Rabbimin ayakları altındadır. Işıksız huzur bulamıyorum. Ne olur şuânı gönder. Gösterip ufkunu beni şaşkına çevirdin. Bir ziyaydın; oysaki şimdi neredesin?
Gözlerime kabuslar çöktü. Kaydı bütün dağlarım, yollarım şaşkına döndü. Bu gemiye bir kaptan gerek; suyun yüzeyinde durmak epey zor benim için.
Bir sırt arıyorum dayanmak için. Şimdi nasıl da göğsümü deştiler. Oydular göğsümü? Nasıl yaptılar Allahım? Nasıl bir toprağı ezdiler? Nasıl çiğnediler çiçeklerimi?
Bir zerre olarak ben kuşandım bütün kâinâtı. Ellerimi ellerine değdireceğim ve seninle eşsiz bir melodi yapacağım.
Şimdi kıyamet kopsa, yıldızlar dökülse, dağlar yürüse, yangınlar çıksa, depremler olsa, kasırgalar çıksa, tsunami olsa, yer yarılsa ve göğsüm iki yana açılsa bir çiçek gibi içinden gamlar dökülse, elemler, acılar, sızılar dökülse…
Ne olur Allahım, ne olur artık zamanı gelmedi mi? Biçareler aradıklarını bulamayacaklar mı? Hem onlar teselli de arayamazlar mı? Belki geçer diye sevgilinin yoluna gözlerini dökemezler mi? Kederli olanlar sevgililerini arayamazlar mı?
Neredesin Allahım?
Mâşuğuna dert verdin. Gelmezsen şâyet, bu aşıklık defterinde yazmaz.
Gel ki göğsümdeki ok darbeleriyle övüneyim kâinâta. Gel ki aşkın, kederin, elem verici ıstırabı sinemden kalksın. Seni günde beşbin defa anmak, yanmak, kavrulmak ariflerin yalazlı kasesinde.
Bir ömür heba olacaksa şayet bu kargaşadan, kurtar beni. Bir ömür! Küllerin içinden doğrulamayacaksa, kurtar beni. Beni kurtar büyükler gibi, üstadlar gibi. Beni firuzeler gibi saadetli kıl. Beni ukbâ ve uhrâda da daimî olarak mesud kıl.
07/12/2025
dildade
Rukiye Suna
Ağaçlar, yeryüzünün afif kızları…
Yeryüzünün zümrüdi ruhları…
Ağaçlar mütekellim cisimler,
Baykuşların yuvası…
Kedilerin sığınağı…
Ne de güzel kokar dalları…
Yapraklarını yer zürafalar, filler.
Tabiatın idrak noktası,
Hissedişte saadetli nesne,
Afâki zikrin yerde ruh bulmuş hali…
Arıların kovanı dallarından sarkar.
Her yıl ilkbaharda çiçekler filizlenir dallarında.
Nadir görülen rengin çiçekleri,
Ruhunda güz mevsimi yaşayanlara birer armağandır.
Ağaçlar,
Dildâden'in nigâhında bir çığlığa sükût,
Bir dehlize meşale,
Bir öfkeye sabırdır.
Ağaçlar, işkence gören zırhıma kutlu bir kaftan.
Ve tatlı bademlere ev sahipliği yapar ağaçlar.
Yeşil erik doğurur rahimleri,
Kırmızı elma,
Siyah incir…
Türlü türlü yemişleri sırtında besler.
Ud’a tınısını veren kalın, sert gövdesi.
Benim için ağaçlar yemişleriyle “Sakarya”dır.
Salkımlarıyla “Silvan”dır.
Bademleriyle “köyümüz”dür.
On sekiz tane erik ağacının benim başımı döndürdüğü günleri bilirim.
On sekiz tane iri gövdeli erik ağaçları, kalbimin başkentiydi.
Birçoğuna el değmemişti bile.
Eteğimle topladığım erikler
Ve onların yaprak dostu kulak böcekleri tam da şurada kucağımdaydılar.
Eteğimi kıvırıp böceklere mekân yapmıştım.
Bir çocuk annesinden en çok ne isterse,
Ben de erik ağaçlarından onu istedim.
Koca bir bahçenin avlusunda gözlerimi yaşartmadan fındık kırdım.
“Sakarya’da fındık meşhurdur.”
Muşmula ağacı vardı bahçenin yaylaya uzanan en son kısmında;
Küçük ve cılız,
Fazlaca uzun olmayan kendince,
Kendine yetebilen,
Kuru bir ağaç.
İşte o ağaçta ilk kez tatmıştım muşmulayı.
Sanmayın muşmula elma gibi tatlı;
Yalnızca kekremsi bir tatla damağımızda garip bir tat bırakıveriyor.
“Yüzüklerin Efendisi”ni izlediyseniz bilirsiniz;
Konuşan ağaçlar vardı bazı sahnelerinde.
İşte duymuyoruz ama ağaçlar birbirleriyle konuşuyor.
Benim gittiğim bahçede
“Yoktu” diyebileceğim hiçbir şey yoktu.
O bahçede bir nine ve dede vardı.
Göklerdeki bulutlar gibi pak benizleri vardı.
Hangi bahçeye gitsem,
İçine girsem,
Yemişinden yesem,
Dönüp geriye bakmadan edemiyorum.
Dönüp geriye baktığımda
Dudağımı iki yandan gözlerime doğru ileri geri hareket ettirerek
Tebessüme çağırıyorum.
Dolu dizgin atlarla bana doğru koşuyor erik kökleri.
Köklerini alıp
Ufukta doğmaya başlayan güneş gibi
Şûleler bırakıveriyorum kâinata…
El çekip her şeyden
Yüreğimi derin bir sükûnetle erdeme çağırıyorum.
Ağaçlara sarıldıkça
Ve onlarla dertleştikçe
Kaynayan kükürt gölleri gibi
Hem kendime
Hem de başkalarına şifa oluveriyorum.
Biliyor musunuz,
Ağaçlar okyanuslar kadar derin olabilir.
Neden olmasın?
Irmaklar kadar uzun bacakları var hem de.
Ve denizdeki mercanlar kadar renklidir kolları.
Yüzgeçli olmasa da balıklar gibi;
Rengin kuşları vardır.
Kanatları vardır o kuşların…
Neden olmasın?
13 /12/2025
Dildâde
Rukiye Suna
Beni özgür akan okyanuslara salıverin.
Beni özgür uçan kartalların sırtına koyun.
Beni özgürce ağlayan sabilerin yüreklerine koyun.
Toprak gibi, hava gibi, su gibi özgür olmak istiyorum.
Mesela kaygılarımı yabana atmak istiyorum.
Onlara yabancı kalmak istiyorum.
Ne zaman yalvarsam, sanki bir ses bana kendi gücümün varlığını öğütlüyor.
İrademi bu kadar zayıf gördüğüm için kendimi asla bağışlamayacağım.
Koskoca bir evrenin içinde,
o evreni kuşatacak gücü içimde barındırıyorken;
bu çile niye?
Neden yüce bir an’ı kendime böyle gurbette bırakıyorum?
Hep esef rüzgârlarıyla savrulup,
tekrardan aynı yere dönüyorum.
Ben aşk ehli değilim.
Olamıyorum…
Ne olur, boğulduğum teknede bul beni.
Ve hakikatin özüyle beni yoğur.
İşim bitti demeden bir kıvılcım göster.
Bana bir dert ver, feleklerden büyük olsun.
Kendimi işte tam da o dert için geride bırakabileyim.
Belki o zaman göğsümdeki yumru yumuşar
ve eridiğim yerden doğrulup kalkabilirim.
16 /01/2026
Rukiye Suna
Dildade
Lebbey Allahümme Lebbeyk.
Umre yolculuğumuz başladı.
Ben Büşra, amcam, Selma, Bilal, Kayra ve diğer kafile. Biliyorum, seni hep bu demlerde yakalıyorum. Çünkü bu bilmem kaçıncı hastalık nöbeti. Canım yanıyor. Sevinç içinde kutlu beldeye doğru yol aldık. Ancak duygularima anlam veremiyorum. Hiç bir anlam hemde.
Göğsümün ortasındaki alev topunu içimden çıkarıp atsam, volkanları gibi taşar. İçim yanıyor. Gözümde bir damla uyku yok. Gözümde bir nebze uyuma hissi yok. Uyusam herşey bitecek, uyusam herşey bitecek. Uyusam belki sonsuzluk uykusuna, herşey bitecek. Ne olur Allahım, bir yudum uyku. Ne olur Allahım, bir tutam Su. Hepinize hakkım helal olsun. Gider dönemezsem, Şiirlerimi yayınlayın. Arkadaş ve dostlarım Ayşe, Hatice ve Bahar’la irtibata geçin. Kitabımı yayınlayın. Daha doğsusu, kitaplaştirip satişa sunun.
Günlüğümü ailem hariç hiç kimsenin okumasına rızam yok.
Allaha emanet olun.
Aşka yenik düştüm, Elhamdülillah.
19/01/2026
Bismillahi Allahu Ekber;
Sevgili günlük, Rabbim şu aciz kuluna Kâbe’yi görmeyi nasip etti. Elhamdülillah. Beni huzuruna çağırdın; bu, senin lütuf sıfatının bir tecellisidir.
Sen lutfeyledin ve benim kalbim ona yöneldi. Allahım, ibadetlerimi kabul et. Bana güç verip bu güzel ibadeti ifa etmemde bana yardım ettiğin için sana teşekkür ederim. Yine hastayım ve bu zorlukla yerine getirmeye çalıştığım ibadette bana mükâfat yaz, Allahım. Elimden geldiği kadar dayanmaya çalışıyorum. Kimsenin hastalığımı bilmemesi beni yoruyor; çünkü her kafadan bir ses çıkıyor ve benimle ilgili yorum yapıyorlar.
Bitip tükenmek bilmeyen fobilerim, kaygılarım yüzünden Kâbe’de yaşlı kadınlar gibi kız kardeşimin eteğine yapışmam ve özgüven eksikliğim beni yıpratıyor. Ayten yenge, “Sen burada kaybolursan ne yaparsın?” dedi. Sanırım o da bu eksikliğin farkına varmıştı. İçim yandı o an; diyecek hiçbir şey bulamadım. Ama Allahım, sen görüyorsun. Ve buraya gelirken bütün gücümle sana sığındım.
İçimdeki fırtınalar dinmek bilmiyor; adeta bir tufana, kasırgaya çeviriyor. Döne döne içimde çörekleniyor, bir yılan gibi ama hiç bitmiyor, eksilmiyor. Allahım, benim senden başka kimim var ki? Başka hangi yar yar olur bana senin gibi? Nereye gideyim? Issız bir ülkede yapayalnız kalmış gibiyim. İçim acıyor; diyecek hiçbir şey bulamıyorum. İçim yanıyor. Beynimin içinde susmayan onca ses, göğsümün ortasındaki çirkef düğüm… Şimdi söyle, Hira’ya çıksam, öpsem dudaklarımla peygamber inzivasını, geçer mi acılarım? Elbette ki geçer; çünkü sen beni bunun için çağırdın buraya… Çünkü kalbim Kâbe’yi seyrederken çıldırmış gibiydi. Düşün diyorum, siyah örtüsüyle Allahımın evi tam da karşımdaydı.
Kalbim çıldırdı ve Allah’ın evine sığındı.
Burada serin esen bir meltem var, tıpkı peygamber busesi gibi. Burada ölmeyen birileri var; Aliler, Haticeler, Musablar gibi.
Burada seni karşılayan hizmet ehli görevlilerin yüzünde hiç tükenmeyen bir tebessüm var. Sana hacı diye seslenen ihtiyaç sahibi görevliler… Tatlı çehrelerinde açılmış bir gül var sanki. Simaları feza gibi bölünmüş, ayrı ayrı duran yıldızlar gibi. Sanki ruhları arşını tavaf ediyor.
Burada dördüncü günüm ve burası, ruhuma dört günde kattıklarıyla, sanki otuz iki yıl boşuna yaşamışım hissini verdi. Şu an anneden doğma pırıl pırıl olarak inşallah eve döneceğim. Ve umarım bir şeyler değişir. Umarım her şey senin istediğin gibi olur, Rabbim….
03/02/2026
Rukiye Suna
Dildade
Sene 2026, Ocak ayının 16’sında bir umre yolculuğu planladık. Gittim ve gördüm o kutlu şehri. Ayak uçlarıma bile basarken tedirgindim. Çünkü orası ashaba ev sahipliği yapmış bir şehir...
İçimde coşan bir ırmak vardı sanki; gözlerim Kâbe’nin süsüne bakarken... Sanki içimde çağlayanlar, koşup duran atlar, kanat çırpan kuşlar... Ah ki ne ah... Yar adını ilk kez sinemde bu denli eritmiştim. Yâre bu kadar yaklaşmışken, bu denli aziz entarisine sürünmüşken... Ah ki ne ah...
Beni bağışla... Sana bu kadar yaklaşmışken içimdeki çirkef duygulardan bir türlü bertaraf olamayışım... Beni bağışla... Hâlâ nefsimin üzengisi şeytanın ellerinde... Özür dilerim Allah’ım, eşref-i mahlûkata belki de iyi bakamadım.
Allah’ım, aklımın ve imanımın muhafazası için bir kere daha sana secde ediyorum.
Tavaf esnasında küçük çocuklar gibi Büşra’nın eteklerine yapışmıştım. Kaybolursam sanki şehir beni yutacak da geri kusmayacakmış gibi hissediyordum. Küçük çocuklar kadar ürkektim. Kaybolmaktan daha korkuncu yoktu.
Sonra yine şeytan enseme yapıştı ve: “Bak,” dedi, “otobüsler çok fazla, gidemezsin; sen korkarsın,” dedi. Ve dediği de oldu.
Ürkek sincaplar gibiydim.
Rabbim, beni kaynar kazanda yüz defa çevirip kebap ettiler. İnan ki artık dayanacak güç getirecek bir ruhum yok. Acziyetimi büsbütün sana açıyorum. Emel kuşlarımı sana yolluyorum.
Ben ruhuma ahenk ve renk arıyorum.
Bütün yılanlardan ve akreplerden kurtulmak istiyorum.
Şeytanı ininde boğmak istiyorum.
Belki iyileşir diye gönlüme aşkın merhemini sürmek istiyorum.
Şuurum darmadağınık... Kelimeler çizsem deftere ve yazsam, şahane olur biliyorum. Çünkü çizmek bazen silmekten de iyi gelir insana.
Öyle bir derde düçar oldum ki, tabipler çok ama dermanı yok.
Öyle bir içtim ki sarhoşum, ayık gezemiyorum.
Sefil, kimsesiz, çaresiz miyim? Bilmiyorum.
Annemin kucağında uyuyup bir daha uyanmak istemiyorum.
Bu kadar korkunçsa hayat, sanırım bir de çıkış kapısı vardır...
Belki de çıkmaz sokak.
Ah ki ne ah...
17 Şubat 2026
Allah’ım, seni anmak öylesine huzur verici ki...
Bugün kendi kendime şöyle bir karar aldım:
Nazım Kıbrısî’nin gönül ehli talebelerinden bir talebe olmak istiyorum. Onun dergâhı burada var mı bilmiyorum. Hem kaç tesbih, zikir çekmem gerektiğini de bilmiyorum. Ama yine de ona talebe olmak istiyorum. Gönül ehli bir talebe... Onun kasesinde yoğrulmak, hamken pişmek istiyorum.
Aslında uzun zamandır rabıta yapmak istiyordum. Alnındaki nurdan istifade etmek, perişan olan ruhuma aydınlık bir sabah getirmek için...
Allah’ım, beni tarif edilemez bu sancıların elinden kurtar diye...
Sana iltica etmek için sebepler arıyordum.
Hanesine teşrif edip ayakkabılarımı çıkardım.
Bana, ona lütfettiğin keramet, huzur ve feyzi bahşeyle.
Beni velayet ikliminde rüzgâr eyle,
beni idrak havuzunda balık,
aşk okyanusunda mercan eyle!..
Bana kuşların lisanını öğret.
Affetmek nedir, öğret... Allah’ın affettiğini affetmek nedir diye öğret...
Bütün samimiyetimle sana geldim.
Esef rüzgârlarıyla kuşlar gibi boğuşurken,
sen ellerimden tuttun.
Allah’ım, gönlüm sükûnete erinceye dek her şeyi sana getireceğim. Dualar sunup benliğimi geri isteyeceğim. Cevheri bulacağım. İnanıyorum, cevheri bulacağım. Tahtını bulacağım.
Sen kralsın, ben bende...
Bende ne varsa sana hediyedir.
Ey Ulu Zât... Seninle ruhumu kıyama çağıracağım.
Seninle ruhumu birliğe çağıracağım. Tevhit nuruyla gönlümdeki putları yıkacağım.
Nefsimin arzularına gem vuracağım...
Gözlerinle her bakışında inciniyorum. Hasretimin elinden bir şey gelmiyor, beni sana kavuşturmuyor. Vuslata aşina değilim; hep bir yabancıyı izler gibi ona bakıyorum. Hicran, vuslat... Her ikisi neyse, onlarla ilgilenmiyorum. Ben, içinde yoğrulduğum şeyle meşgulüm.
Allah’ım, aşkına kaniyim. Özlem ve kavuşmakla ilgili bir hesabım olmuşsa, beni cezalandırma. Bilirim, sen çokça tevbe eden kullarına da merhamet edersin; onları bir başka seversin.
Aşkına kaniyim. Sevgime delalet eden her şeyi de aramızdan kaldıracağım. Senden yalnızca rıza istiyorum. Aşkıma selamet, hüznüme afiyet istemiyorum. Aşkın keyfiyeti hakkında sual etmek niyetinde de değilim.
Ben arzuların çocuğuyum. Ben, bahçesini alevle tutuşturan, bağrı yanık, içli bir çocuğum. Ben bir türlü sükûnet bulamıyorum. Beni yakıyorsun; ben de aşkın kokusunu bir buse gibi konduruyorum kuşların kanadına.
Her gece ahlar ediyorum. Her gece ağlıyorum, yaşlar akıtıyorum.
“Ey aşk, serin ve selametli ol,” diyorum. Göğsümdeki madeni okşuyorum. Düşmesini beklediğim damlalar, avuçlarıma yakut olup düşüyor.
Ben O’nun altın kasesiyim; o hükümdar, ben ise köle. Ben mağdur, o masum. Terleyen inciler son durak mı? Cennet çok uzak mı? Allah’ın elleri nerede? Koskocaman buseleri?
Allah’ın heyecanı nerede, maşuğuyla buluşunca hani?
Allah’ın tatlı sesi, Allah’ın nehirleri nerede?
Ben O’nun kastı, o benim kastım.
Allah’ın evi bana çok yakın...
30/ 04/ 2026
Rukiye Suna
Dildâde
Gece saat: 02:15.
Balkona çıktım; nezih, tertemiz bir hava. Hafif üşüyorum ama havayı solurken içimi güzel bir neşe kaplıyor. Uyumak istemiyorum, çünkü karanlık gecenin süsünü izliyorum. Ay sanki zirvelerde, Allah’ın Rahîm (رحيم) ismiyle ışıldıyor. Sakin ve gümüşi çehresi geceye bir sükûnet indiriyor.
Büyük Ayı (Ursa Major) takımyıldızı tam karşımda duruyor; dokunsam dökülecek gibi duruyorlar. Bu yedi yıldız fezayı süslüyor, aynı zamanda dünya semasını.
Allah’ım, bizlerin kâinatını süsledin.
Umarım kendi kâinatımızın süsüyle de ilgili oluruz.
İnsan küçük bir kâinat, kâinat büyük bir insandır.
22/06/2026
Rukiye Suna
Dildade
Merhaba,
Haziran ayındayız. Sıcaklarımız henüz yeni başladı. Daha çok tatil modundayım. Neyi istersem onu yapıyorum.
Yarım kalan kitaplarımı bitirmeyi planlıyorum. Duygusal Zekâ bitti. Güzel bir kitaptı ama şükür bitti. Bereketine diyecek yoktu. Şu an uzanmış kitaplar hakkında plan yapıyorum. Kitaplık karşımda olunca plan yapmak daha kolay oluyor.
Önümüzdeki sene için planım Arapça kursunda eğitici olarak başlamak. Sanırım en iyi yaptığım şey bu: öğretmenlik. Tabii sanata da ilgiliyim. Resim, müzik... Ancak öğretirken başka bir evrende açılan bir çiçek gibi oluyorum. Belki Küçük Prens'in gülü gibi.
Evden çıkmam gerekiyor. Belki çok iyi gelir diye. Umarım çok iyi gelir.
Yine günlerden aslında "elem", ama tatlı başlayıp tuzlu bitireceğim sanırım cümlelerimi.
Yine dönemim başladı. Başım ağrıyor ve uyuyamıyorum. Birkaç güne geçer. Ne de olsa artık bu döngüye alıştım.
Evlilik için soruyorlar ama ben kendimi hep kaygıların kucağında buluyorum. Ne yapmalıyım? İnşallah kısa zamanda bir doktor bulurum; tedavi olabilmek için.
Aslında şimdi kendi acılarımı unuttum. Kardeşim için üzgünüm. Allah'ım, sen ona yardım et. Şu an elimden ne geliyorsa onun için yapmak istiyorum. Elimden ne gelirse...
Bu nezih sayfaları özlemiştim. Uzun zamandır yazmıyordum. Güzel oldu.
Görüşürüz.
Yorumlar
Yorum Gönder